Perşembe , 29 Ekim 2020
En Çok Beğenilenler

MERHABA TATLIM BEN TÜLAY SEX HİKAYEMİ SANA TELEFONDA ANLATMAMI İSTERSEN ARA AŞKIM!
NUMARAM: 0035 351 57 32

doğum günümde evine davet etmişti

O gün doğum günüm olduğu için günler öncesinden beni evine davet
etmişti, açıkçası cüretkâr tavırları ve muhteşem vücudu, ayrıca ona olan
sonsuz aşkımla bu davete hayır demem asla mümkün değildi. O gün geç
kalkmama rağmen bu onunla geçireceğimiz muhteşem dakikalar için
heyecanlanmadığım anlamına gelmiyordu. Heyecanla duş aldım, saçlarımı
taradım ve parfümümü sıktım. Geçen gecenin neredeyse tamamını onu
düşünerek geçirmiştim zaten. Hemen evi terk ettim ve onun evine doğru
yola çıktım. Kalp atışlarımla birlikte adımlarım da hızlanıyordu.
Sonunda kapıya vardığımda kendimi susturmak için birkaç dakika beklemek
zorunda kaldım; en sonunda zili çaldım. Beni bekleyenin bu kadar güzel
bir kadın (kadın demeye bin şahit ister, sanki bir melek) olduğunu
nereden bilebilirdim. Kapının açılmasıyla birlikte acaba 11 katı
merdivenden daha hızlı çıkabilir miyim diye sordum kendi kendime, ama en
sonunda enerjimi saklamam gerektiğine inanıp ve biraz daha gerçek dünya
insanı olup asansörü tercih ettim. Katlar tükendi ve kapı açıldı.
Manzara gayet cüretkârdı.

Benim çok daha önceden hoşlandığım giysilerden haberi olduğundan beni
azdırıp, kendisine köle yapacaklarını seçmişti ve bunda başarısız
olduğunu söyleyemezdim. Omuzlarından sırtına kadar dökülen upuzun
saçları, gözlerindeki siyah kalem ve yüzünün kendi güzelliğiyle
birlikte, altında lacivert bir kot etek ve bacaklarında bacaklarının
güzelliğini perçinleyen siyah jartiyerler vardı. Üstündeki göğüs
dekolteli kırmızı tişörtünü saymazsam sanırım göğüslerine haksızlık
etmiş olurum. Fırladığında beni venüse kadar gönderebilecek kadar yakıta
sahip olduğuna inandığım bir çift füzenin bu kadar kolayca
saklanamayacağını biliyordum. “İçeri girmez misin?” dedi bir anda ince
ama bir o kadar çekici bir ses, beni içinde bulunduğum düşten çekip
çıkardı. Aslında düşler dünyası güzeldir, ancak iş bedensel paylaşıma
gelince gerçek hayatı tercih etmek sanırım birçok kişi için kaçınılmaz
ya da tercih edilesidir. İçeri girip ayakkabılarımı çıkartmamla birlikte
beni elimden tuttu ve odasına götürmeye başladı. Aslında o görüntüsüyle
o beni götürmese bile ben onu sürüklerdim ya neyse. Şaraplarımızı
kadehlerimize doldurmuştu, her tarafta mumlar vardı ve camda kırmızı
rujuyla yazılmış sevgi ve seks dolu yazılar vardı. Beni çıldırtmak için
her numarayı yapacak gibi gözüküyordu. O yatağa bense karşısındaki
koltuğa oturmuştum. Bilerek arada sırada bacaklarını aralıyor, bana
aradaki o unutulmaz güzelliği sergiliyor, sonrada hiçbir şey
yokmuşçasına konuşmaya devam ediyordu.

Bir yandan âdetâ emerek yediği, daha doğrusu oynaştığı çukulatanın
yerine koyduğum cinsel organım artık benden ayrılıp tek başına
egemenliğini ilan edebilecek bir canlı boyutuna gelmişti ve bu da onun
gözünden kaçmamıştı. Benim daha ne kadar bekleyebileceğimi zannediyordu
bilmiyorum, ancak bir kaç dakikanın daha üstünde birşeyler tahmin
ediyorsa yanılıyordu. Hayrete düştüm fakat en sonunda oynaştığı
çukulatayı yemeye karar verdi ve eli boş kaldı. “Ne duruyorsun” dedi,
seni orada bana bakasın diye mi çağırdım buraya?” Bunun ne anlama
geldiğini biliyordum; beynim mi vücuduma, yoksa vücudum mu beynime komut
verdi bilemiyorum ancak bir anda kendimi yatağında yatarken ve ellerimi
de onun bacaklarında buldum. Yavaşça “Hişşştt… Önce bayanlar” dedi.
Anlam veremedim. Ellerimi itti, ve yavaşça öne doğru uzandı. Şortumu
aşağı indirdi ve sonra boxerımla birlikte vücudumdan ayırdı. Dudakları
kasıklarımda dolaşıyor, zevk suyumla ıslanan hayalarıma çarpan sıcak
nefesi beni bu dünyadan alıp başka alemlere götürüyordu. Dilinin
ıslaklığını hissetmek için beklediğim süre çok uzun değildi. Bir anda
bütün erkekliğimi onun ağzına hissettiğime inanamadım, demek ağzı
göründüğü kadar küçük değildi. Eteği kıvrılmıştı, altından muhteşem
kalçalarını ve güzelliğini anlatmaya yetmeyecek ve ona sıfat olamayacak
kelimelerin yanında anlamını yitirdiği incisini farkettim. Jartiyerli
bacaklarını indirip kaldırıyordu, tanrım, sanki liseli bir kız gibiydi.
Bu kadar olgun ve aynı anda bu kadar çıtır oluşu… Aynı anda 1000
kadınla sevişsem bu kadar kendimi kaybetmezdim sanırım…

Ayaklarını yüzümde dolaştırıyordu, dudaklarıma getirip çekiyordu,
burnuma getirdi, parfümünden kokuyordu. Sonra yavaşça kalçasını suratıma
doğru getirdi ve o muhteşem güzelliğini benim ağzıma sundu. Dil
kaslarımın bu kadar gelişmiş olduğunu bilmiyordum, bilim adamlarının dil
kasının vücuttaki en güçlü kas olduğuna dair yaptıkları açıklama
doğruydu sanırım. Onun içinde yavaştan hızlıya dolaştırdığım dilimin
çıkarttığı sesler onun ince ve kısık çığlıklarıyla birleşiyor, asla ve
asla gören kimsenin tepkisiz kalamayacağı bir mozaik oluşturuyordu.
Benim patlamaya hazır bir bomba olduğumu o da biliyordu ve derken
boğazına kadar doldurmamla ufak bir şok yaşadı ve yutamadığını halıya
tükürdü. Bana attığı sinsi gülüşünde dudağından aşağı sallanan erkeklik
suyum bir anda ışıltıyla parladı. Beni yalamaya ve boğazında
sıkıştırmaya devam etti. Ağzını iyice aşağılara indiriyor, sanki bir
içecekten kamışla içeceği kadarını çeker gibi yavaş yavaş çekiyor,
bırakıyor, sonra birden çene ve boynuyla yukarı ve aşağı hareketlenmeye
başlıyordu, buna kayıtsız kalmak mümkün değildi; dimdik olduğumu görünce
sanırım onun da pek sabrı kalmadı ve bana doğru geldi. Benim üstüme
çıkışında bile bir gizem vardı; bacaklarımız birbirine temas ediyordu.
Bacaklarının pürüssüzlüğüyle birleşen jartiyerlerin kayganlığı beni deli
ediyordu. Birbirini delicesine arzulayan iki varlık birbirine denk
gelince kimsenin birşey yapmasına gerek kalmadı ve kendimi onun en
derininde buldum. Şimdi hızlandıkça biraz önce kısık olan inlemelerinin
yükselişi ve kulağıma gelişi daha da artıyordu. Devam ederken eğildi ve
beni ateşli bir şekilde öpmeye başladı. Kulağıma fısıladığı sözcükler
beni adeta şaha kaldırdı; hani atların organları büyük olur derler ya,
açıkçası o anda bir at mı yoksa bir insan mı olduğuma sadece cinsel
organıma bakarak kimse karar veremezdi. Benim üstümde zıplayışlarının
şiddeti arttıkça geldiğini hissediyordum, ayaklarımı geri çekip iyice
hızlandım ve en sonunda bacaklarımın arasındaki volkan lavlarını ona
boşalttı. Onun yüz ifadesinden hiç beklemediği kadar tatmin olduğu
anlaşılıyordu. Halbuki benim doymaya niyetim yoktu.

Onun altından çıkıp onu ters çevirmemle şaşkına döndü, bunu hiç
beklemiyordu; “Hayır, daha fazlasını istemiyorum” dedi; ancak benim
cinsel organım nasıl bir atınkine döndüyse, sanırım kulaklarım da
seksenlik bir dedeninkilere dönmüştü ki hiçbir şey duymuyordum, duysam
da anlamıyordum. İncisinden akan sularla ıslanan arka deliğini dilimle
tanıştırdım, iyice yaladım, hayır diye inlemesine rağmen kollarımla iki
yanından tutmuş hareket etmesini engelliyordum. Arka deliğini dilimle
zorlamaya başladım ve işaret parmağımı da misafirliğe yolladım. Bu
hareketimle istemsizliği yerini gizemli bir bekleyişe bıraktı. Ne
yapacağımı merak ediyor olmalıydı, ancak beklediğinden daha fazla acı
çekmesinin mümkün olacağını hesaba katmamış gibiydi. Zorladığımda zaten
ıslak olan erkekliğim onun dayanılmaz güzellikteki deliğinde kayboldu ve
bir anda kanım çekildi, kendimi kaybetmiştim. Çığlıklarına aldırış
etmeden hızlanıyor, en derinine kadar bastırıyordum. “Yeter artık,
canım, canım çok yanıyor…” demesine rağmen bir yandan da devam et
demeyi ihmal etmiyordu. Bu kız gerçekten çılgındı! Devam etmemle
birlikte beni sıkıştıran yumuşak duvarların davetine çekimser
kalamayarak içine aktım. Bunu gerçekten beklemiyordu, içinden ayrılmamla
birlikte beni kendine çekti ve “Bunu başkasına yaparsan ölürsün” dedi.
Sanırım bu benim için hayatımdaki en güzel sözdü. Onu bu kadar tatmin
edebilmek gerçekten güzeldi, ve benim için hayatımdaki en güzel doğum
günü hediyesi olduğunun herhalde o da farkındaydı…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*